Atatürk’ün Fotoğraflarını, Sözlerini Sosyal Medyada Bol Bol Paylaşıyoruz, Buna Mukabil Onu Ve İleri Görüşlülüğünü Yeterince Anlıyabiliyor Muyuz?

10 Ekim 2018
Atatürk Sözleri

Tüm dünyanın dehasında hemfikir olduğu bu büyük insanın çok önemli bir sözü de şudur:

"Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işe neler mani olur diye düşünürüm. Engelleri ortadan kaldırdım mı iş kendi kendine yürür."

Dolayısıyla büyük çoğunluğu Arap harflerinden, dördü Farsça, biri de (ğ) Türkçe harften oluşan Osmanlı alfabesinden Lâtin alfabesine geçişimizle Batı uygarlığına katılmamız, bu sayede bilimle buluşmamızın kolaylaşması amaçlanmıştır.

Bir başka ifade ile Lâtin harflerini kullanıp kendi (Türk) alfabemizi yaratarak, Atatürk’ün ünlü, “Biz bize bezeriz” sözünün hayata geçirilişine başlanmıştır.

Bu dönemde Kur’an’ın Türkçe mealinin yapılmasını da bu çerçevede değerlendirmemiz gerekir.

Zira Kur’an, bilimden asla ayrı bir kitap değildir.

Hak ile batılı ayıran, dolayısıyla hakkı, hakikati ortaya koyan bir kitap bilimden ayrı olabilir mi?

“Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o Furkan'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi.” Furkan/1

Kur’an’ın bir adı da bu sebeple hak ile batılı ayıran anlamına gelen Furkan’dır.

Bilim, Allah’ın koyduğu doğa yasalarının kanıtlarını ortaya koyan bir alan olduğuna göre, bilimin farklı bir hakikati olabilir mi?

Veya bilimin zemini, temeli, batıl üzerine kurulabilir mi?

Hakikat parçalanabilir mi?

“Hakikat parçalanamaz.” Halil Cibran

”Hakikate yalnız bir yoldan gidilir, ondan uzaklaştıran yol binlercedir.” La Bruyere

Dolayısıyla Kur’an’ı anlayabilmemiz için Kur’an’dan asla ayrı olmayan bilimle buluşmamız, bir başka anlatımla batıya yaklaşmamız gerekliydi.

Bunu açmak icap ederse, izahı şöyle yapılabilir:

Tevrat, Zebur ve İncil, Kur’an gibi bilimi içeren, dolayısıyla Kur’an gibi çağa meydan okuyabilen, çağın gerisinde asla kalmayan kutsal metinler değillerdir. Bu durum onların eksikliğinin değil, sürecin Kur’an’la giderilip, tamamlanacağının delilidir.

“…Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum…”Maide/3

Buradaki “sizin için” ifadesi, kesinlikle Arap toplumları ile sınırlı değildir.

“(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Enbiya/107

“Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o Furkan'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi.” Furkan/1

Ayetlerden açık ve kesin olarak anlaşılacağı gibi Hz. Muhammed tüm insanlık için gönderilmiştir, Kur’an, yani İslâm, tüm insanlık içindir.

Batı, tüm insanlık için gönderilen Hz. Peygamber’e, Kur’an’a ve İslâm’a çeşitli sebeplerle uzak kaldığı, dolayısıyla Hıristiyanlıkla yol alamadığı için bilime yönelmiştir.

İslâm toplumları ise Kur’an’ın sağlayacağı üstün bilinç yerine, yine çeşitli sebeplerle taassuba gömülmüştür.

Din, hayatımızın dışına çıkarıp atıl hale getiremeyeceğimiz, bir başka ifade ile o olmadan dosdoğru yaşayamayacağımız bir olgu, bir hakikat, bizatihi yaşam olduğu için, Mustafa Kemal Atatürk onunla aramıza giren engelleri kaldırmıştır.

Dolayısıyla harf devrimini ve ardından Kur’an’ın Türkçe mealinin yapılma sebeplerini bu yönde düşünmemiz gerekir.

Buna anayasamızdaki cumhuriyet ve laiklik ilkesini de eklediğimizde, Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü, belirlediği “muasır medeniyetler seviyesinin üzeri” hedefini rahatlıkla anlayabiliriz.

Yobazların, Atatürk’ün İslâm’a karşı olduğunu iddia ederek haksızlık yapmaları gibi, Atatürk’ün kurmuş olduğu partiye gönül verenler de, Atatürk’ü ve ileri görüşlülüğünü yeteri kadar anlamamakla ona haksızlık yapmaktadırlar.

Batı’nın dinden uzaklaşıp bilimle yol alma sebebini, Atatürk’ün şu sözleri kadar açık ve net hangi söz anlatabilir?

“Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir. Ve ancak bu nedenledir ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.”

Dolayısıyla biz, bu büyük insanın dehasıyla aradaki engeller kalktığı halde Kur’an’la buluşmamakla, Batı’nın vebalini de yüklenmiyor muyuz?

Zira insanlık sadece bilimle yetinebilseydi, bilimde ilerleyen Batı, kendi toplumuna davrandığı gibi dünya ülkelerine yaklaşır, haksızlık yapmazdı.

Harika bir lider olmasının yanı sıra bir asker, bir komutan, yani savaş insanı da olan Atatürk’ün bizler için belirlediği “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi Batı’da egemen olsaydı, dünya bu halde olmazdı.

Yurtta sulh, cihanda sulh ne demektir?

Yurt, yurttaşların yani fertlerin yaşadığı toprak parçası değil midir?

Kur’an, bu konuda ne diyor?

“Bir toplumu oluşturan fertler nefislerinde olanı değiştirinceye kadar, Allah onların oluşturduğu toplumu değiştirmez. “ Rad/11

Nefiste olanın değişmesi niye isteniyor?

“Muhakkak ki nefis, var gücüyle kötülüğü emreder.” Yusuf/53

Bu durumda sulhtan bahsedebilir miyiz?

Dolayısıyla yurtta sulh sözünün anlamı, o toplumu oluşturan insanların fert fert nefislerindeki kötülüğü gidermesi, kendisiyle uzlaşması, barışmasıdır.

Bunun adı da, İSLÂM’dır!

Özgüvendir, bilgidir, üretimdir, haktır, adalettir, doğruluktur, dürüstlüktür, edeptir, terbiyedir, cömertliktir, cesarettir, çalışkanlıktır ve sayılamayacak kadar çok güzel erdemdir.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım!”

Bu sözün dilde kalmaması, hayat bulmasıdır.

Yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!

Bu sözleri tekerleme gibi söylemek değil, yaşayabilmektir.

“Ne mutlu Türküm diyene” sözünün ırkçılık olmadığını, bir aidiyetin ifadesi olduğunu, o aidiyetin de evrensel ilkeler olduğunu fark edebilmektir.

“Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah’ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.” Hucurat/13

Dolayısıyla Atatürk’ü ve ileri görüşlülüğünü hakkıyla anlayabilmektir.

Kendisiyle, milletiyle barışmak, bölünmemektir.

Cihanla sulh içinde yaşayarak, medeniyetiyle tüm dünyaya örnek olabilmektir.

“Böylece sizi insanlara şahit ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet (millet) kıldık. Peygamber de size şahit ve örnektir. “ Bakara/143
VE…
Atatürk’ü görebilmek, fikirlerini, duygularını anlayabilmek, hissedebilmektir…
Onu sevmektir…
Hep birlikte…
Milletçe…

Mustafa Kemal Atatürk

Etiketler :

Müjgan Doğan

Müjgan Doğan



BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayşe Sucu - Ne Oluyor

Ne Oluyor - 4 Ekim 2016

07 Aralık 2017

Uygarlık Ahlakı ve İnanç Araştırmaları Enstitüsü - TOVAK

İslam ve Modernite

14 Ocak 2018

Uyan!

Dinimiz "Uyan!" Diyor

25 Aralık 2017

BİZİ TAKİP EDİN

Tovak Uyak Facebook
Tovak Uyak Twitter
Tovak Uyak Google Plus

HABERDAR OLUN

E-posta listemize kayıt olarak güncellemelerimizden ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN!