İslam ve Devlet II

14 Ocak 2018
Uygarlık Ahlakı ve İnanç Araştırmaları Enstitüsü - TOVAK

İslâm'ın siyasi çerçevesinde iki egemenlik kavramı: Hilâfet ve Hadîmü'l-Haremeyn

Richard Bulliet'in ortaya attığı Müslüman Güney (Muslim South) kavramına göre; Mekke Medine şehirlerinin güneyinde kalan tüm Müslüman coğrafya bu şekilde tanımlanmaktadır. Buna binaen, mevzu bahis coğrafyaya İslâm dininin, ve haliyle kültürel motiflerinin, göreceli olarak daha geç bir vakitte, 1300'lerden sonra ulaştığı ve günümüz dünyasındaki Müslüman Güneynüfusun, hem kültür hem de siyasi kavramlar açısından, bu geç dönem Müslüman olanların soyundan gelmektedirler. Bulliet'a göre Müslüman Güney,tarihyazımı (historiograhpy) ve siyasi kurumlar bakımından Müslüman Kuzey'le aynı tarihi mirası paylaşmasa da, günümüzde halen aynı siyasi ve kültürel yapıları (özellikle devlet) referans almaktadır.

Bu çerçevede, Bulliet tarafından üzerinde durulan temel sorunsal, günümüz dünyasında siyasi ve ticari bakımdan önemli gelişmelere sahne olan Müslüman Güneytarihsel açıdan neden göz ardı edilmiştir? (Bulliet, Müslüman Kuzey'de yazılan her on kitaba karşılık Müslüman Güney'de ancak bir kitap yazıldığını söylemektedir.)

Yine Bulliet'ın ifade ettiği üzere, tarih literatüründe şöyle bir algı vardır: "1300'lerden sonra İslâm medeniyetleri yaratıcılıklarını kaybetmiş, klasik devirde yetiştirdiği âlimleri (özellikle felsefe ve fıkıh alanlarında) artık çıkaramaz olmuş, böylece bir gerileme içine düşmüşlerdir." Bulliet bu tespite katılmamakta ve özellikle 1300'lerden sonra İslâm medeniyetlerinin (başta Selçuklu ve Osmanlı olmak üzere) Batı'ya karşı galip geldiğini söylemektedir. (Burada kısaca Haçlı devletleri ve savaşlarına da kısaca değinilmiştir.)

Bu noktada, yukarıdaki soruya şu da eklenmelidir: Tarihyazımı, müslümanların 1300'lerden sonra gösterdiği bu başarıyı neden göz ardı etmiştir?

Konunun gidişatına temel bir arka plan teşkil ettiği için, devlet çerçevesinde klasik devrin en önemli siyasi kavramı olan Hilâfetkurumu üzerinde durulmuş, Dört Halife Devri (burada bilhassa primus inter paresterimine değinilmiştir), Emevî ve Abbâsî devletlerinin siyasi yapısı da tartışmaya dahil edilmiştir. Son tahlilde, Sünnî, Haricî ve Şii hilâfetve imâmet kavramları da ele alınmıştır.

Tartışmanın son noktasında, özellikle 12. yüzyıldan itibaren İslâm coğrafyasında siyasi otoritenin hilâfetmakamından sultanlıkmakamına geçmesi ve haliyle klasik otorite paradigmasının ruhânî bir makamdan dünyevî bir makama geçtiği üzerinde durulmuş; Hadîmü'l-Haremeyn(İki Şehrin Hizmetkarı) kavramıyla, herhangi bir ruhânî iddiası bulunmayan dünyevî meliklerin de, etnik kökenleri ne olursa olsun, artık otorite iddiasında bulunabildikleri ve buna meşruiyet zemini oluşturdukları vurgulanmıştır. (Selçuklular ve Selahaddin Eyyûbî de, otorite kaymasına örnek olarak bu son aşamaya ayrıntılı bir şekilde dahil edilmişlerdir.)

Tovak Uyak

Tovak Uyak



BİZİ TAKİP EDİN

Tovak Uyak Facebook
Tovak Uyak Twitter
Tovak Uyak Google Plus

HABERDAR OLUN

E-posta listemize kayıt olarak güncellemelerimizden ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN!