Nurettin Topçu’da Ahlakın Bütüncül Bir Okuması

26 Şubat 2019

KÜRSÜ: Ayşe SUCU // TOVAK-UYAK Enstitü Başkanı / İlâhiyatçı / Araştırmacı Yazar / Sözcü Gazetesi Köşe Yazarı
KONU: Ahlâk
YÖNTEM: Konu Üzerine Kitap Okumaları ve Çözümlemeleri
KİTAP: Nurettin TOPÇU / AHLÂK / Dergâh Yayınları / Basım: Mart 2017
TARİH: 8 KASIM 2018

Kavramların öneminden, kavramlara yüklenen farklı anlamların doğurduğu sorunlardan, bu yüzden doğan yanlış anlaşılmalardan ve hatalı varılan sonuçlardan bahseden Sayın Ayşe SUCU belki bir çoğumuzun yabancı olduğu “efradını cami ağyarını mani” deyimini ele alarak, eksiksiz, ne az ne çok, kendi içinde bileşenleriyle bütün, zıdlarından ayrı tanımlamalara ihtiyaç olduğunu ve söylenmiş sözlerle inşa edilen zihniyetin, insanın kendi tanımlamalarıyla yer değiştirmesi gerektiğini ve bunun önemini paylaştı. Aynı zamanda okuyacağımız Ahlâk kitabının günümüz gözüyle değerlendirilmesinin de önemini vurguladı.

AHLÂK’IN KONUSU

Kitapta belirtilenler üzerine Sayın Ayşe SUCU, insanların hakikat arayışının başladığı zamanın, yalnızca 15. yy. İslâm dünyası ele alınarak temellendirilmesini yanlış bulduğunu belirterek asıl arayışın insan doğasının bilinmesiyle başlayacağını dile getirdi. Karşılıklı sohbet havasında ve katılımcıların soru cevaplarıyla süren konuşmalar şöyle akmıştır:

İnsan doğası gereği, arayan bir varlık olduğundan arayışına var oluşunun ilk günlerinden başlamıştır ve bunun kanıtlarına ister beşerî, ister dinî olsun tüm öğretilerde rastlayabiliriz. Bunun doğurduğu bir sonuç olarak insan kendisiyle alakalı, kendisiyle temas halindeki her olguyu aynı şekilde inceleyen bir varlık olma özelliğini de taşımaktadır. Dolayısıyla Müslümanlığın tıkandığı yer olarak, İslam dünyasının bu konuya olan yaklaşımını ele alabiliriz. Çünkü, Müslümanlar, insanın bu düşünce yapısını, ya kendi dünyalarına ya da kendi öğretilerine hapsetmişlerdir. Ancak insan, hakikati bulma yolunda kendisine yardımcı olabilecek, her zaman diliminde var olmuş kavram, bilgi ve birikimlerden yararlanmaktan kaçınmamalıdır. Çünkü ister MARX’tan ister BUDA’dan olsun gelmiş geçmiş bütün öğretilerde hakikat kırıntılarına rastlamak mümkündür. Bu bilgiler sayesinde de kendi doğamıza bütünlüklü bir şekilde bakmayı öğrenebiliriz. Nurettin TOPÇU da dünya düşünürlerinin çalışmalarından ve çıkardığı sonuçlardan bahsederek konuya, yani ahlâka, ve ahlâkın hakikatine bütünlük içinde bakabilmeyi başarmıştır.

SOKRATES’ten, BUDA’dan KONFÜÇYÜS’ten ve KANT’ın ele aldığı vicdanın sesinden bahseden Nurettin TOPÇU’nun sözleri aynı zamanda Hz. Muhammed’in “Bir şeyi yapacağınız zaman kalbinize bakın. Eğer kalbinizde bu işe karşı bir tepki varsa bilin ki o kötüdür ama kalbiniz onaylıyorsa, bu şey iyidir.” sözleriyle de paralellik göstermektedir. Bunun yanında, insanın iç dünyası her zaman ahlâklı davranışlardan ve erdemden hoşlanır; keza, “Düşmanına bile iyilik yapanları tebrik etmekten zevk alıyoruz” diyor TOPÇU kitabında. Ancak, insanoğlu olarak hem pozitife hem negatife meyl edebilen varlıklarız; dolayısıyla öfkelendiğimizde, sakin halimiz gibi düşenemediğimiz zamanlarımızda, kontrolü elimize almamız, günlük hayatın seline kapılmamamız gerekiyor. Mücadele ruhunu ve denge arayışımızı asla yitirmememiz gerekiyor. Aksi halde öz benliğimizden çıkan karaketerimizi oluşturma yolunda attığımız adımlarımız yerinde sayar ve erdemli, ahlâklı olma yolundaki hedefine ulaşmakta başarısız olur. Davranışlarını denetim altında tutma yetisini geliştirmek de 21. yy. insanının görevidir. Çünkü sadece akıl yeterli değildir ama akılla birlikte gelen bu öz denetim bizlere uyum içinde bir yaşam verir. Bunun en güzel yolu da sabır ve sebattır, azimli ve dirençli hareket edebilmektir ve bu yalnızca İslâmın beş şartını yerine getirmek değildir. Çünkü sosyal ve gündelik hayatta karşılaştığımız durumlar, bizim bu öz denetim kabiliyetimizi sınar ve gelişmemiz için atacağımız adımların koşullarını oluştururlar. Örneğini çocuk yetiştirirken aldığımız kararlarımızın doğurduğu sonuçlara bakarak görebiliriz. Çocuklara sabretmeyi öğretmek en zor iştir. Sabır ve sebatı öğrenemeyen çocukların yetişkinlik dönemlerinde karşılaştıkları sorunlara olan yaklaşımları kontrolsüz olmakta ve bu sorunları atlatmaları da uzun sürmektedir.

Akıl ile ahlâk hakikatine ulaşanların yanında bir de duygu yoluyla ahlâkın tanımına ulaşanlar olmuştur ve aralarında büyük farklılıkların olduğu aşikardır. TOPÇU, kitabında bu duygu yolunun en önemli kullanıcılarının PASCAL ve ROUSSEAU olduğunu belirtmiştir.

ROUSSEAU’nun ahlâkı “kalbin ilmi” diyerek tanımlaması üzerine Sayın Ayşe SUCU, Nurettin TOPÇU’nun başka bir kitabından alıntı yaparak insanın doğayla karşılaşması gerektiğini ve bu sayede de kendi doğasını bulacağını söylerek ROUSSEAU’nun tanımına biraz daha ışık tutmuştur. Çünkü doğadan uzaklaşan insanlar olarak bizler aslında kendi doğamızdan/doğalımızdan uzaklaştığımızın ve bunun da yüzleştiğimiz en büyük sıkıntı olduğunun bilincinde olmalıyız.

Kitabında ayrıca duygular yoluyla yapılan fedakârlıkları da belirten TOPÇU, bunun en büyük örneği olarak milletleri uğruna herşeylerini, hatta canlarını feda eden kahramanları veriyor. Bu tür davranışların ahlâkî yapımızı yücelttiğini ve paha biçilemez kıldığını anlatıyor. Ayrıca sosyologların yaptığı ahlâk tanımına da değinen TOPÇU’nun bu konu üzerindeki yorumlarını Ayşe SUCU da zamanla değişebilen ahlâkî şartların bir kanıtı olarak değerlendiriliyor. Zamanın dışında, bir de konumun ve kültürün de etkilediği ahlâkî davranış kalıplarının farklılıkları da bu sayede aydınlatılmış oluyor.

Diğer bir yandan sosyoglarının tanımlarının açtığı sorunlara da değinen kitap, bazı insanların bu tanımları çok ileri götürüp ahlâkı “örf ve adetler ilmi” olarak tanımladıklarına değiniyor ve özgür irade ile yapılan davranışların ahlâk konusu olabileceği gerçeğine de dikkat çekiyor.

Ancak TOPÇU’ya göre ahlâkın sosyal unsurlarla olan ilişkisi inkar edilemez ve yalnız olan bir insan için ahlâk söz konusu değildir. Hocamıza göre de insan sosyal bir varlık olduğu için bazı temel davranışlarımızda oluşan değişikler toplum sayesinde açığa çıkmaktadır.

AHLÂK VE İLİM

AHLÂKIN KARAKTERLERİ

Bir ilmin oluşabilmesi için, onun kendine özel konusu ve bu konuyu incelyen metodlarının olması gereklidir diyor TOPÇU eserinde. Ahlâkın konusu olarak da insanın iradeli hareketlerini gösteriyor. Ahlâkı bir ilim olarak görse de onu diğer ilimlerden ayıran özellikleri de aşağıdaki gibi sıralıyor:

  • İlimler var olanı tanıtırken, ahlâk olması gerekeni araştırır ve seçici davranır.
  • İlim deneylerin kanıtladıkları gerçekleri genel ve evrensel kanunlarla ifade ederken ahlâk kaideler ortaya koyar ve normatiftir.
  • Adalet, merhamet, ödev gibi ilkelerden çıkarılan ahlâkın kaideleri, bu ilkelerin çokluğu sebebiyle kanun olmaktan uzaktır.

TOPÇU kitabında aynı zamanda “Çok olan ilkelerden herhangi birini seçmede serbest oluşumuz, ahlâkta kanunlara ulaşmayı imkansız bırakıyor. Yine bu sebepten ahlâk meseleleri üzerinden her zaman münakaşalar yapmak mümkün olmaktadır.” diyor. Bu maddede anlatılan ahlâkın önemli bir özelliğinin değerlerle olan farklılığına dikkat çeken Ayşe SUCU, bugün toplumumuzda var olan bir çok sorunun bu farklılığın anlaşılamaması yüzünden çıktığını söylüyor. TOPÇU’nun ahlâk tanımlarının üstünden giderek ve birbirleriyle bağlantılı bir sonuca vararak ahlâkın değişen, göreceli bir olgu olduğunun altını çiziyor. Değerlerin değişmediğinin ama ahlâkın zaman ve mekan gözeterek değişebileceğinin bilgisini de bu bağlamda bizlere vermiş oluyor.

- Tam bu noktada Ayşe SUCU, kavramların daha anlaşılır olması için bir sonraki konuşma konusuna hazırlık amacıyla, katılımcılardan ahlâkın etimolojisi ile ilgili araştırma yapmalarını istemiştir. -

Ahlâk, özgürce yapılmış hareketlerimizin sebebini araştırmaz. Yalnızca bunları bir şekilde değerlendirir. Ancak bir hareketin ahlâki bir değer taşıması için onun özgür bir bilincin eseri olması gerekir.

Yalnız psikolojinin irade alanında ahlâkla benzerlikler içerdiğini anlatan TOPÇU, ahlâkı bir çok özelliğinden ötürü bu bilimden de ayırıyor. Zekâ ve duygu, psikolojiyi ilgilendirdiği gibi ahlâkı ilgilendirmez. Psikoloji davranışı bilimsel zeminde irdelerken, ahlâk onu iyi ve kötü üzerinden değerlendirir. Psikolojide nesnel ve öznel tanımlamalar yapılabilirken, ahlâkta bu yalnızca vicdanın sesi yardımıyla yapılabilir, yani özneldir. Yine soyoloji de yalnızca toplumları gözlemesinden ötürü ahlâktan ayrılıyor.

Editör: Zeynep Cansu Cengiz ve Özge Şimşek

Etiketler :

Ayşe Sucu

Ayşe Sucu

Gazeteci-Yazar Ayşe Sucu, lise eğitimini 1977 yılında Ankara İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1981 yılında Eğitim Enstitüsü’nde Türkçe-Edebiyat, 2004 yılında Anadolu Üniversitesinde İlahiyat okudu. 1977 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalışmaya başladı. 1992-96 yıllarında Ankara Merkez İmam Hatip Lisesi’nde Edebiyat öğretmenliği yaptı.1996 yılında Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Faaliyetleri Merkezini, 1998 de TDV İncesu Kültür Merkezi’ni kurdu.1998 yılında Diyanette ilk kadın “Din Hizmetleri uzmanı”, bir yıl sonra, yine ilk kadın Eğitim Uzmanı oldu. On dört yıl, TDV Kadın Faaliyetleri Merkezi Müdürlüğünü ve Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan Sucu, Balkanlar Türk Dünyası Kadınları Türkiye delegesi oldu, İnsani Değerler Derneği Yönetim Kurulu üyeliği ise devam etmektedir.



BİZİ TAKİP EDİN

Tovak Uyak Facebook
Tovak Uyak Twitter
Tovak Uyak Google Plus

HABERDAR OLUN

E-posta listemize kayıt olarak güncellemelerimizden ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN!